Bulgari’nin son ticari zaferi haline gelen bu mağaza Peter Marino’nun projeye başlama amacını yansıtır şekilde, mimarlık tarihi kitaplarına girmeye aday gözüküyor. Bulgari’nin İngiltere’deki müdürü Vincent Reynes, Marino’nun gelenekten gelen ile daha çağdaş olanın içinde erittiğini ve tasarıma ait her şeyin Roma’yı çağrıştırdığını söylüyor.
Bu görkemli mağazada göze çarpan zanaat ustalığı, geçmişin mirasıyla modernitenin birbirinin içinde kaybolmasının bir sonucu olsa gerek. Bunun için Marino görkemli dokuları, birleşen desenleri ve gösterişli mobilyaları incelemiş.
Mağazada travertenden mermere pek çok sayıda farklı türde doğal taş malzeme kullanılmış. Aydınlatmanın zemin kaplaması üzerinde yaptığı parlama, malzemenin bir mücevher gibi gözükmesini sağlıyor.
Geleneksel mermer kolonların Pantheon’un izlerini taşıyan sembollere dönüştüğü bu mekân deneysel bir hisse sahip. Roma saraylarında kullanılan bir tekniğin taklidi olan ahşap kapı çerçevesinin içinde mermer şeritler bulunuyor.
Bu endüstriyel mermer masa, Angelo Mangiarotti’nin özgün tasarımının yeniden üretilmiş hali ve İtalyan aktris Gina Lollobrigida’nın kişisel koleksiyonundan 2013 yılında Bulgari tarafından yeniden edinilmiş zümrüt ve elmas küpelere vitrin olma görevini görüyor.
Mario Bellini’nin özgün hali 1977’de üretilmiş kırmızı traventen masasından Mangiarotti’nin mermer masasına kadar mağazada yer alan farklı mobilya parçaları en az mücevherler kadar göz dolduruyor.
Mermer damarlarının ustalıkla birleştirildiği geometrik altıgen basamaklardan oluşan merdiven, mağazanın en ayrıcalıklı kısımları arasında yer alıyor. İtalyan mimar Carlo Scarpa’nın Palazzo Abatellis yapısından esinlenerek tasarlanan bu mağaza Pantheon ağ ızgarası tarafından çevrelenmiş ve alttan yakılınca mekâna sıcak bir parlaklık katıyor.
Tıpkı Roma’daki gibi, güneşin soldurduğu ahşap yer kaplamasında bir tür geçiş etkisi yaratıyor. Mağazanın özel yapım halıları ise mermerin dokusunu izliyor…









