Argül Weave’i anlamak için Burak Pekoğlu ile görüşmek istedim çünkü mimarlık anlayışıma göre bir yapı sadece fotoğraflarına bakarak kendini anlatamaz, altında yatan hikâyenin de özümsenmesi gerekir. Bu hikâyelerin bir kısmında şahsi deneyimlerin izlerini bulmak ya da belki de sadece aramak bile işin büyük kısmını halleder. Mimarlık eleştirisi objektif olmak adına duruma birçok açıdan bakabilmeli ve bunu işte bu parametreler eşliğinde değerlendirmelidir. Mimarlık sürece bağlamlanabilir ama ilk şart süreci tartabilecek hale gelebilmektir… Bursa’nın eski şaşalı tekstil sanayisinden arda kalan bir bölge olan Yıldırım Mahallesi tutucu yapısı ve kentsel dönüşüme kollarını ardına kadar açışıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Belediyenin gelişen bölge için yaptığı altyapı çalışmaları ve yapının hemen önünden geçecek tramvay sistemi ise rantı arttıran hizmetler. Yapı mahalledeki köşe parsellerden birine konumlanıyor ve konumunu kendi avantajına kullanmayı hedefliyor. İşveren mevcut yapının cephesini tasarlaması için Pekoğlu’na geldiğinde doğal taş malzeme kullanılmasını istediğini özellikle belirtmiş. Bölgenin genelinde hâkim olan cephe anlayışının malzemeleri prekast ve metal elemanlarla sağlanmış iken doğal taş malzeme kullanımı ile çevresinde bir fark yaratmak amaçlanmış. Doğal taş yaşayan bir şey iken onu ait olduğu yerden koparıp mimariye entegre ettiklerini anlatan Pekoğlu, geçmişe bakıp heykel oluştururcasına geliştirdikleri proje için Ortaçağ ve ilkel yapıları tekrar incelediklerini anlattı. Pekoğlu’na göre, yerinden kaynaklanan dinamizmi cephe hareketlerine yansıtarak 3 boyutlu bir etki yaratmak doğru çözüm olmuş. Panelleme sisteminin doğal taşa nasıl adapte edileceğini araştırmaya başlamışlar. Çelik çerçeve strüktürün kemiklerini oluştururken doğal taş malzeme ise et haline gelmiş… İzmir Taş Fuarı’na gidip üreticilerle görüşen ekip sonunda Afyon’da küçük bir atölye bulmuş ve hemen ardından Türkiye’nin dört bir yanından toplanan ekiplerle anlaşılmış. Ekiplerin farklı bölgelerde (Afyon, Samsun ve Bursa) faaliyet göstermesi nedeniyle 3 bacağa sahip projenin özelliklerinden biri haline gelen esas eylem tüm ekiplerin 3 boyutlu düşünen kişilerden oluşmasıymış.Pekoğlu bu 3 bacağın projeye inanmalarını sağladıklarını ve ekiplerdeki her kişinin katkı yarattığından bahsetti. Pekoğlu, Amerika’da mimarlık eğitimi aldı ve yaparken öğrenme yoluna baş koymuş mimarlardan biri konumunda görüyor kendini. Mimarın risk alması gerektiğini düşünen Pekoğlu, Argül Weave’e bir “case study” olarak bakıyor ve ekliyor: “Doğru danışmanlarla çalışıp onların deneyimlerinden yararlanmak çok önemliydi. ” Projenin danışmanlarından Blagovesta Momchedjikova, Argül Weave için şunları söyledi: Bina 2014 yılında Bursa’da açıldığında bu bölgede kendi türünün ilk yapısı olacak. Mimar Burak Pekoğlu tarafından yönetilen, yerel işgücü ve yapı malzemeleri ile karmaşık bir geometriyi birleştiren Weave için Burdur’dan Patar’a bej doğal taş, Ege Bölgesi’nden sütun kaidesi için koyu kırmızı Ege mermeri kullanıldı. Tekstil endüstrisinin merkezi Bursa, Yıldırım’a cesur, estetik bir açıklama yapmak için: ‘Karmaşık bir geometri inşaata elverişli bir tasarım için küçültülebilir. Tam burada. Bizim tarafımızdan’. Burak Pekoğlu’na göre, iki yıllık projenin en zor ama en ilginç parçası, sanatsal bir cephe erişim için özel bir işlev sunan yerel kullanımı benzersiz bir dijital fabrikasyona (örgü deseni andıran cephe) çevirmek için yollar bulmaktı. Bundan dolayı dokuma desenindeki pencere açıklıkları dikkatlice hesaplandı. Ancak yurtdışındaki diğer projeler üzerinde çalışırken her şeyden önce fark etti ki, mimari fikirleri üretimin yerel araçlarına göre ayarlamak gerekmekteydi: Çoğu zaman uzaktan görüşmek, insanlaştırmak ve süreci basitleştirmek gibi. Aslında yapı 4.500 metrekarelik, üç katlı ve Uludağ’ın büyük dağ yamaçlarına bakan genişleyen çatı bahçe-restoranıyla, makinelerin duyarlılığından çok yerel inşaatçıların ustalığına dayanarak bir heykel gibi özel olarak yapıldı. Onun imzası olan sağlam ve zarif taş elementler, kendilerini tasarımın özellikleriyle sürekli yeniden eğiten insanların elleriyle şekillendi. Ve böylece Pekoğlu ve ekibi de Bursa’nın tarih, kültür, üretim uygulamaları ve ihtiyaçlarına özgü yeni bir yapı tarzının mucitleri oldu. Yapının temel örgü motifi de böylece sadece bölgenin tekstil mirası ile değil, aynı zamanda onun yapımında kullanılan ölçütler ve uygulamaların birleşmesiyle anılıyor. Bu proje, Weave’in uyumlu ve öngörülü bir bileşim olmasını sağlayan, Modern mimarlık teorilerinden yerel kültürün pratik bilgilerine varan bazı etkenleri anlatmakta ve Türkiye’nin art bölgesine ait farklı kaynakları birleştiren yapının önemini irdelerken yerliler (işçi, mahalleli, kullanıcı) arasında yaratıcı bir birlikteliğe olanak tanımaktadır.” Prof. Dr. Sibel Bozdoğan yapım aşamasındaki projeye dair şunları yazdı: “Kendisinin Bursa’da bir iş merkezi için daha yeni bir projesi (halen inşaat halinde), Pekoğlu’nun ABD’de elde ettiği tasarım konseptleri ve teknik açıdan yenilikçi sonuçları; büyük bir Türk kentinin özel yerel koşulları, inşaat kısıtları ve düzenleme gerekliliklerine taşıyabilme yeteneğinin daha da ikna edici bir delilini oluşturuyor. Sonuç, İstanbul ve New York’ta projelendirilen; bir Karadeniz kasabasında çelik yüklenicileri, Orta Anadolu’da mermer işçileri ve başka bir batı kasabasında mühendislik danışmanları tarafından üretilen ve muazzam bir lojistik başarı ile Bursa’da yerine monte edilen, titizlikle yapılan bir bina. Pekoğlu’nun burada başardığı, aslında onun gibi kozmopolit, çok yönlü, dünyaya açık ve teknolojik olarak ‘en öndeki’ uzmanlar tarafından projelendirilen ve koordine edilen; ve global ekonomilerin şu anda dayandığı, Fordizm sonrası parçalı ve bölgesel olarak dağılmış üretim modellerinin bir mimari örneği.”
Bütçe ve süreç yönetimi ekip tarafından sağlanırken bu projenin dâhil olan herkese çok şey katmış. İletişimin proje sürecini etkileyen bir konu olduğunu söyleyen Pekoğlu, günümüzün render mimarlığından ürüne odaklanarak sıyrıldıklarını söylüyor. Mimarinin tek sınırlaması ise tek üreticinin olmasıymış ve bu sayede doğal taş malzemenin limitleri zorlanmış. Çevresine tezat oluşturmak adına doğal taş malzeme ve doğal ahşap doğramalar,yerine özel şekilde tasarlanmış. Proje modeller üzerinden çözülmüş. Örgü konsepti için doğru eğrileri yakalamak ve oranları doğru elde edebilmekiçin oldukça fazla kafa patlatılmış ve üretim sırasında da test edilmiş. Eğriler yaratılırken malzemenin kesitteki değişiminden montajına ve sürecin ekonomisine kadar detaylıca tariflenen proje, üreticiyle birlikte çalışılarak nasıl ürün elde edileceğinin bir ispatı haline gelmiş. Aslında kendini sürekli tekrar eden bir biçim projenin bel kemiğini oluştururken binanın etrafında gezerken cephe sürprizli hareketiyle ilgi çekiyor. Binanın enerjisini cephe oluşturuyor ve bu enerji çevresine de yayılıyor. Pekoğlu’na göre, binanın gizemi kutuya kazandırdığı derinlikten kaynaklanıyor.
Yerden koparılarak iç – dış arasında bir geçit olmaya özenen yapının üç ana işlevi var: Zemin katta galeri, üst katlarda çok amaçlı ofisler ve çatı katında yer alan, Uludağ manzarasına hâkim lokanta. Pekoğlu ABD’deki eğitimi sırasında “know-how” (yapabilme bilgisi) olgusunu lokal ve ekonomik olarak nasıl yapıldığına özellikle eğilmiş bir mimar. Bu yüzden “know-how” olgusunun projenin asıl değeri olduğunu söyledi ve üretici ile işverenin eğitimi açısından çığır açan bir proje olarak yorumladı. Proje süreci içinde en önemli aşamanın ikna olduğunu söyleyen mimar doğallığı yaratma amaçlarına ulaşan dışa dönük bir projenin ortaya çıktığını açıkladı. Mimara göre projenin avantajlı taraflarından biri ise, işverenle yan yana çalışarak risk almalarını sağlamak olmuş. Ürünü gören işverenin tedirginliği geçmiş, hatta epey tatmin olmuş. Pekoğlu, yapının mahalleli tarafından sahiplenildiğini ve saygı gördüğünü sözlerine eklerken mimar ile projeyi birlikte gezmek için söz aldık. Kısacası, Weave’in hikâyesini anlatmaya önümüzdeki sayılarda da devam edeceğim… PROJEDE 3 ÇEŞIT DOĞAL TAŞ MALZEME KULLANILMIŞ: 1. ANA CEPHE: PATARA BEJI – LIMESTONE, BURDUR BÖLGESINDEN ÇIKARILDI. TOPLAM 144 FARKLI TAŞ PANEL ÇEŞIDINDEN OLUŞUYOR. YAKLAŞIK 180 TON AĞIRLIĞINDA. 60 TON ÇELIK KARKAŞ KULLANILDI. 2. BAZA DA: EGE KIRMIZISI MERMERI. 3. KALDIRIM: ANDAZIT TAŞI.
KÜNYE Projenin Yeri: Bursa MimarlıkOfisi: BINAAve Smart- Architecture TasarımEkibi: Burak Pekoğlu (BINAA), Matthew Fineout (Smart- Architecture)ve A. Yağız Saraçlar YapımTarihi: 2014 Toplam İnşaat Alanı: 4.500 m² StatikProje: HYT Yapı Tasarım ŞantiyeŞefi: Enes C. Özmaya Taş İmalatçısı: Bayburtlular, Afyon Ahşap İmalatçısı: Yapısan, Bursa İşveren: ARGÜL Tekstil Fotoğraflar: Thomas Mayer
Argül Weave projesi Bursa kentinde yer alıyor. Bursa, Türkiye’nin tarihi ve meşhur tekstil endüstrisine ev sahipliği yapmakta, bölgesel ve uluslararası anlamda yeniden liderliğe erişmesinde önemli bir rol oynuyor. Kentin üretim ve sanayi merkezinde olan proje sahası Köklü Caddesi ve Kırkpınar Caddesi’nin köşesinde konumlanmış ve bölgenin kalkındırılması için düşünülen hamlelerde öncü görevi görüyor. Argül Weave projesinin işvereni tekstil sektöründe ve proje alanının hemen doğu yakasındaki tesislerinde faaliyetlerini sürdürüyor. Argül Weave başlangıç aşamasından itibaren çok yönlü kullanıma uygun ve uluslararası tekstil piyasasında bir cazibe merkezi olacak şekilde tasarlanmış. Bu sayede bulunduğu bölgenin yeniden markalaşması ve dünya çapında lider bir tekstil üretim ağı olmasında öncü olmayı hedeflemiş. Weave 4.500 m²’lik bir alanda üç kata yayılmış: İlk katında perakende satış yerleri, ikinci ve üçüncü katlarında ofis mekânları bulunuyor. Yapının teras katı ise restoranla tamamlanmış. İşverenin vizyonunu gerçekleştirmek amacıyla tasarım, geleneksel Türk tekstilinde örgülerin büyük dokuma tezgâhlarında tek tek dokunmasını model almış. Bu motif projede çeşitli tasarım unsurlarının hem farklılıklarını öne çıkartmakta hem de aynı zamanda uyumlu bir bütün yakalamayı başarıyor. Materyal paleti sınırlı tutularak tasarımın devamlılığı ve değişkenliği ön plana çıkartılmış. Türkiye’nin Burdur şehrinde çıkartılan Afyon’da işlenen Patara beji projenin ön cephesinin dalgalı formunu oluşturmakta. Ege bölgesinden gelen koyu kızıl mermer, binanın kaidesini oluştururken Batı Afrika’dan gelen kızıl kahverengi Iroko ağacı örgünün doğramaları ve iç yüzeylerini oluşturuyor. Binanın ön cephesi boyunca yürüyen biri, ışık ve gölgenin gün boyu yaptığı oyunun etkisiyle vurgulanan ritmik örüntülere tanıklık edebiliyor. Doğramalarda kullanılan Iroko ağacı ve geniş cam vitrinler, içerisi ve dışarısı arasında sıcak bir geçiş sağlıyor. İkinci ve üçüncü katlarda cephenin iç–dış, aşağı-yukarı hareketleri binaya canlılık kazandırırken her pencere aralığında asimetrik ve benzersiz birer manzaraya dönüşüyor. Cephenin dikey örgüleri, Uludağ ve kent siluetini yatay ritimde çerçeveler şekilde sonlanıyor. Tasarımdaki gibi, tüm üretim süreci de farklı coğrafyalardan aktörlerin işbirliğinin ve etkileşiminin birbirine örülmüş ilişkileri sonucunda ortaya çıkmış. Dijital teknolojiler yerel üretim ve inşaat süreçlerine uyum sağlayacak şekilde kullanılmış. BIM modellerden, geometrik yapıların ince ayarlarının şekillendirilmesinde, üretim hatlarının kontrolünde ve projenin maliyetinin hesaplanmasında faydalanılmış. Çoğu zaman üretim aşamasında karşılaşılan sorunlar modelde tekrardan değerlendirilmiş. Geometrik yapılar tasarımın bütününü bozmayacak şekilde detaylı değişikliklere uğramış. Araştırma, tasarım ve uygulama aşamaları birbirini besleyen paralel süreçler olarak ilerlemiş ve Argül Weave binası bu sayede ortaya çıkmış…
Selin Biçer Mimar







