İÇ MIMAR VE FOTOĞRAF SANATÇISI BURCU AKSOY AYNI ANDA IKI MESLEĞI ICRA EDENLERDEN. İYI DIZAYN EDILMIŞ MEKAN DÜZENLEMELERI, BAŞARILI MOBILYA TASARIMLARININ YANI SIRA, MIMARLIĞIN STRÜKTÜREL BOYUTLARINI AN OLARAK FARKLI SUNUŞ TEKNIKLERI ILE GÖZLERIMIZIN ÖNÜNE SERIYOR. ELBETTE IŞLERININ REFERANSI MIMARLIK. BIZI KENDISI ILE BULUŞTURAN YANI DA MIMARI VE ONUN GÖZÜ ILE KAYDETTIKLERI, ÜRETTIKLERI VE FOTOĞRAF ÜZERINDEN ZIHNINDEKILERI MIMARI ARAÇ ILE TASARLAYARAK SUNMASI. BU SEBEPLE OKUYUCULARIMIZA KENDISINI YAKINDAN TANITMAK ISTEDIM. BURCU AKSOY ILE SON DÖNEM ÇALIŞMALARI VE FOTOGRAFIK IŞLERI ÜZERINE KONUŞTUK…
Heval Zeliha Yüksel Mimar / Architect
Burcu Hanım atölyenizden çıkan işleri, iç mimari projelerinizi bize biraz anlatır mısınız?
Son yıllarda, fotoğrafı ifade aracı olarak kullandığım, mimari – mekan görüntülerinin yani fotografik işler olarak tanımladığım çalışmaların ağırlıkta olduğu bir düzenin içindeyim. Sanatçı kimliğimin öne çıktığı son yıllarda, tasarım ve iç mimarlığın kenara atılmadığı ancak pratikte geri planda kaldığını söyleyebilirim. Buna karşılık, fotoğraf ve mimarlığın birbirlerinin varlık sebebi olmalarından dolayı teorik ve kavramsal düzeyde mekan ve tasarım konuları zaten hayatımın içerisinde.
İç mimarlık-tasarım projeleri toplamı içinde, özellikle 2005 yılında oluşturmaya başladığım kavramsal mekan tasarımlarının geliştirilmesi ve bu gelişim sırasında ortaya çıkarak bu kavramlara, projelere eklenen yeni düşünceler, tasarımlar söz konusu. Aynı zamanda, bu süreçten doğan başka kavramsal projeler hazırlanıyor. Hayata geçirilmesi için çalışılıyor.
Fotoğraf mimarın vazgeçilmezidir bana göre. An olarak kaydettiklerimiz daha sonra tasarım aşamasında gözümüzün önüne gelir ve sadece anı olmaktan çıkar, benlik bulur. Mimarların fotoğraf ile ilişkileri gelişkindir. Bu bağlamda fotografik işlerinizi bize biraz anlatır mısınız?
Mimarlık fotoğrafın vazgeçilmezidir diyemememize karşın fotoğraf mimarın vazgeçilmezidir, katılıyorum size. Hiçbir fotoğrafı anı olması için çekmemiş olmama rağmen, benlik bulması konusunda da haklısınız; kişisel olması kaçınılmaz olan bir alandan bahsediyoruz, fotoğraf alanından. Mimarlık ve iç mimarlık alanında ise kişisel olanın yeri sınırlıdır; çalışmaların sonunda kişisel olan anlamında bir “fazla” her zaman geriye kalır. İşte bu “fazla”, fotografik işlere yansıyan hatta onu oluşturan şeylerden biri. Mimarların kendi yapıtlarını fotoğraflarken kadrajladıkları da aynı “fazla”nın bakış açısı.
Mimari ifade dili fotografik işlerimin dilini belirliyor. Dil ve dili yaratan şey, görme biçimlerinde, yöntemlerinde ve alışkanlıklarında belirgin. İki boyutlu kağıt üzerinde üçüncü boyutu tasarlamayı öğrenmiş olmanın bakış açısından bahsediyorum. Çizgilere, düzlemlere, bir araya geldiğinde ”mekan” oluşturan lekelere, boşluk ve doluluklara, hacimlere, geometriye bakma biçimlerinden. Grafik tasarım ve mimarlık-mekan özellikleri ağır basan kompozisyonlardır fotografik işler. Bir fotoğrafın ya da fotografik işin içindeki grafik tasarım, grafik tasarım içindeki fotoğraftan daha önemlidir benim için.Objektifin gördüğünün dışında kalan ve yapanın kendisinden başkasının tahayyül edemeyeceği görüntüyü oluşturma anlayışını önümüzdeki kişisel sergiyi oluşturan fotoğraflarda ve onları sunuş biçiminde de görebileceğiz.
Birbirinin devamı gibi görünen serilerinizde yapı strüktürleri görüyoruz. Nasıl bir teknik uyguluyorsunuz?
Bilinçli ya da bilinçsiz halde algıladığım dünyanın bana mahsus karakteristik özellikleri var. Hangi kişilik yapısından oluşmuş ve/veya ona dönüşmüş isem, bunun gerektirdiği hatta beni mecbur bıraktığı biçimde gördüğüm… Organik denebilecek formlar, insan ya da hayvan gibi canlı formları benim görüş alanımın dışında. Yapı strüktürleri olarak gördüğünüz formlar yani keskin bir geometri içeren formlar, kesişmeler, kontrastlar ise algım dahilinde.
Fotografik çalışmalar birer “son kare”dir. Fotoğrafın bilinen teknik kurallarına ve olanaklarına göre çekimi yapılmış “kaynak fotoğraflar” olarak adlandırdığım birden fazla fotoğrafın bir araya gelişiyle oluşur. Son kare zihnimde belirdiğinde onu oluşturmak üzere gerekli fotoğraf çekimlerini gerçekleştirdikten sonra bu fotoğrafları dijital ortamda bir araya getiriyorum. Ardından görüntüyü, güzel sanatlar alanındaki bazı disiplinlerin -özellikle resim- bilgilerini kullanarak işliyorum. Zihnin doyduğu noktada son kare tamamlanmış demektir. Söz konusu seriyi oluşturan fotografik işlerin sayısı da bu “son kare”nin zihnimdeki alternatiflerine göre belirleniyor.
Bu seriler ile anlatmak istediğiniz temel bir olgu varsa bizimle paylaşırsanız…
İnsandan, insanın herhangi bir eyleminden, dolayısıyla yaratıcılıktan da bahsediyorsak psikiyatri ve bir psikoterapi yöntemi olan ve felsefeyi de bir oranda içeren psikanalizden bahsediyoruz demektir. İnsan davranışlarına dair herhangi bir durumun bu iki öğreti – bilim sayesinde anlamlandırılabileceğini biliyorum. Bilinç ve bilinçaltının ortaya çıkardığı sıra dışı zihin durumlarının oluşturduğu görüntüler önemlidir benim için. Nesnelerin ve eylemlerin bilinen anlamlarını ve algılarını aşacak güçte şeyler üretme isteği sanat çalışmalarımın esasını oluşturur. Gerçek ve gerçeklik kavramlarının, Lacan’ın tarifiyle ele alındığında birbirinden farklı olduğu bilinir. Fotoğraf konusundaki gerçeklik durumu ile mekan tasarımındaki gerçek-lik durumu kurcalamaya değerdir. Hiçbir “gerçekliğin” anlamının göründüğü ve algılandığı ile sınırlı olmadığını, ikincil bir anlam daha taşıdığını düşünürüm. Benzerliklerine rağmen algılar eşsizdir. İnsanı, hem farkında olduğu hem de olmadığı ruh durumlarına bağlı algılar bütününden ibaret olarak düşünürsek, yaşam denilen şeyin içerisinde olan bitenin ve bunların yorumlarının insan sayısı kadar kombinasyonu olduğunu görürüz. Yani sanatsal yaratıların yaratılış itkisi ve mantığı da, yaratabilen insan sayısı kadardır.
Fotografik işlerimi oluşturan görüntüler bu algıların didiklenmesi sonucudur. Zihnin olanaklarını ve kapasitesini sınırlamamak gerektiğini ifade etmeliyim.
Objektifin gördüğünün dışında kalan ve yapanın kendisinden başkasının tahayyül edemeyeceği görüntüyü oluşturma’ anlayışını bu sergiyi oluşturan fotoğraflarda ve onları sunuş biçiminde de görebileceğiz.
Serilerinizi saatin farklı anları ile isimlendiriyorsunuz. Bir anlamı var mıdır? Ayrıca bu dönemki işlerinizin 2013 yılındaki 00:00 isimli fotoğraf çalışmalarınızın bir devamı olduğunu söyleyebilir miyiz?
Bütün serilerimin isimleri birer psikanaliz ve psikiyatri terimidir. Aynı zamanda, serileri oluşturan fotografik işlerin her biri de birer saat dilimini isim olarak taşır; 13:45, 05:56 gibi. Fotoğrafın, “an” tespiti yaptığı söylemine itiraz olarak… “Son kare”yi oluşturan birden fazla fotoğrafın her birinin kendi “an”ı mevcut. Bir araya gelişlerinden sonra bu “an”ların önemi kalmıyor. Farklı çok sayıda ‘an’ın tek bir “an” yanılsamasına dönüşümüne işaret etmenin bir yolu olarak belirli tek bir zaman dilimini kullanıyorum.
2013 yılındaki kişisel sergimin adıdır 00:00. İlk kişisel sergi için başlangıcı da ifade eden bir zaman dilimi; hatta henüz başlamamış bile. Sergi içeriğinde üç ayrı seri mevcuttu. Bu seriler de ilk dönem serilerimin karakteristiğini oluşturan özelliklere sahiptiler. Ancak serilerden biri, Seri 16 – Catalepsy içindeki bazı işler sonraki serilerin gitgide tekinsizleşen atmosferinin habercisi sayılır.
Mimari ve fotoğraflar sizin hayatı açıklama yolunuz. Eserlerinizde aslında ne anlatmak istiyorsunuz?
Mimari disiplinin görme-bakma alışkanlığının da katıldığı bir zihnin tüm özelliklerinin meselesi bu. Aynı zamanda, psikanaliz ve psikiyatri disiplininin içine girince karşılaşılanlar ile alakalı. Bilincin önce bilinçdışı tarafından oluşturulması gerektiğine göre, ancak bilinçdışının ortaya çıkarabileceği, bazı akıl durumlarının oluşturduğu görüntüler, yani her gün görülen şeyin algısını aşacak güçte şeyler üretme ve anlatma isteği tasarım ve sanat çalışmalarımın esasını oluşturur. Fotografik işlerim, bu düşüncelerin iki boyutlu olarak dijital ortamdaki ifadesidir. Ayrıca, az önce ifade ettiğim gibi, kişiselliği sınırlı olan bir alandan tamamen kişisel olan alana aktarılan o “fazla”nın varlığı önemlidir. Nesnelerin bilinçte gözüken kimliklerini kaybedip yeni yapı ve şekillere dönüşmesini isterim. Bahsettiğim “son kare”de izlenen mekan, kendisini oluşturan karelerden farklı bir gerçekliğe dönüşür. Böyle bir görüntünün-mekanın var olduğunu da söyleyemezsiniz, var olmadığını da.
Şu anki ve yakın gelecekteki çalışmalarınızdan biraz bahsedebilir misiniz?
Çalıştığım son serilerde, şimdiye dek oluşturduğum mekanların tanıdığınız karakteristik geometrik dilinden daha fazla öne çıkan dil olarak, mekanın insan üzerinde yarattığı tekinsiz denebilecek duygunun dilini görürüz. Psikanaliz ve psikiyatrinin oluşturduğu alt yapıyı mimarlığın bakış açısıyla bir araya getirmenin bir diğer sonucu bu. Bu iki disiplinin tarif edebildikleri zihin durumlarının hayat içerisinde karşılaştıkları, içinden geçtikleri ya da orada takılıp kaldıkları yerlerden biri olarak ‘akıl(!) hastaneleri’ mekanları ilgi çekicidir. Herhangi bir mekanın tekinsizliği de, tekinsizlik kavramının psikiyatri ve psikanalizdeki tanımıyla, söz konusu olduğuna göre, hastane mekanlarında ve özellikle akıl(!) hastanesi mekanlarında da izini sürmek ve bunu yorumlamak mümkün. Asıl önemsediğim, mekan bağlamında tekinsizliğin izini sürmek. Nisan ayında açılacak olan kişisel sergimi oluşturacak işler bu duygunun yorumlarından oluşacak. Görüntülerin çekici olduğu kadar itici olma hakkını savunurum ve bu hakkımı kullanacağım bir sergi kurguluyorum. Ayrıca, iki boyutlu ifade biçiminden sıyrılabilmenin olanakları üzerine çalıştığımı söyleyebilirim.
Bundan sonraki çalışmalarımda da mimarlığın ve fotoğrafın olanaklarını, bahsettiğim tekinsizliği ve farklı zihin durumlarını ifade etmek üzere kullanıyor olacağım.
Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim.
Zevkti. Ben teşekkür ederim.














