Selin Biçer Mimar / Architect
Uzun süredir adı bilinen ancak hakkında ciddi bir çalışma yapılmamış olan agat taşı, Ankara Çubuk’ta açılan taş atölyesi ile ilçe genelinde ekonomik bir değer haline geldi. Natura Dergi olarak, doğal taş malzemenin kullanımının yaygınlaştırılmasına verdiğimiz destek doğrultusunda konuyla ilgili Çubuk Belediye Başkanı Dr. Tuncay Ac ehan’ın görüşlerini aldık…
İlçenin değerlerine sahip çıkmak amacıyla projenin hazırlandığını söyleyen Çubuk Belediye Başkanı Dr. Tuncay Acehan projenin geliştirilerek yaygınlaşmasını arzuladıklarını ifade etti.Çubuk agat taşının gündeme getirilmesiyle, ilçe için ekonomik katkı sağlamasının en önemli hayallerinden biri olduğunu dile getiren Acehan,taş atölyesinin açılmasının ve eğitimlere başlamasının bu konuda önemli bir adım olduğunu kaydetti. Gelecekte Çubuk agat taşının mimarlık ve sağlık sektörlerinde kullanılacağına işaret eden Acehan, “Agat taşı lafını ilk defa bundan 10 yıl önce Dr. Mehmet Nebi’den öğrenene dek hiç duymamıştım. Bu taşın dünyada tek olduğunu, bu konuda bilimsel bir takım yazıların yazıldığını da öğrendim. Gün geldi ve belediye başkanlığı dönemimde bu konuda bir çalışma başlatmak istedim. Bu konuda ilk olarak Kalkınma Ajansı tarafından bir fizibilite çalışması yapıldı. Daha sonrada proje ekibimizin hazırladığı projenin Ankara Kalkınma Ajansı tarafından kabul edilmesi ile atölye açılarak hizmet girdi. Bugün bu atölye ile bir başlangıç yapmış olduk. Açılan bu atölye ile ilçemizde bu sektörde bir yol açıldı. Bu yolun giderek gelişerek tüm bölgeye yayılan bir sektör haline gelmesini ve büyük bir gelir kapısı olmasını amaçlıyoruz. Çubuk’ta üretilen ürünlerin dünya çapında bir şöhrete kavuşacağını düşünüyoruz.Şimdilik bu atölyede sadece süs eşyası üretebiliyoruz ancak ileriki yıllarda mimari bir malzeme olarak da ele alınarak kullanılmasını hedefliyoruz. Ben inanıyorum ki, agat taşının dekorasyon ve yalıtım malzemesi olarak kullanımı yaygınlaşacaktır. İşte o zaman, hedefimize varmış olacağız. Çubuk agat taşı ekonomik bir olgu ve sosyal yapılanma aracı olarak her geçen yıl daha fazla önem kazanacak. Dolayısıyla, bu değerin Çubuk toprakları altında bulunduğunu bunları işleyerek hizmete ve estetik görünüşe sunmamızın bir insanlık borcu olduğunu bilerek bu çalışmalarımızı ilerleteceğiz,“ diyor.
Ankara bölgesi, agat taşları endüstriyel bakımından oldukça zengin bir doğal taş potansiyeline sahip. Büyük çoğunluğu atıl halde duran bu taşların, mimari projelerde dekorasyon malzemesi olarak değerlendirilmesi, ülke ekonomisi için de ek bir avantaj. Agat taşları malzeme olarak ağır, sert ve dayanımlı yapıya sahip ve insan sağlığına zararsız bir materyal olduğundan, dünyada yoğun rağbet görmesi nedeniyle binalarda iç dekorasyon kaplama malzemesi olarak yaygınca kullanılabiliyor.
AGAT TAŞI HAKKINDA
Agat ismi, eski Grek mineral isimleri grubuna giriyor. Agat taşının ismi, Sicilya’da şimdiki adı “Carabi” ya da “Cannitello” olan, “Achates” nehrinden türetilmiş. Ancak eski devirlerde bu isim altında tanınan ve günümüzde farklı isimlerle bilinen pek çok kalsedon ve kuvars türleri için de kullanılmış. Her ne kadar çoğu yazar agat isminin verildiği nehrin, agat çakıllarının ilk kez bulunduğu yer olarak belirtilmekteyse de, agatın ilk bulunduğu yerlerin Hindistan ve Anadolu olabileceği, arkeolojik kazılarda bulunan agat objelerinden anlaşılmakta. Türkçe’de bu materyal “akik” olarak adlandırılıyor.
AGAT TAŞININ BULUNDUĞU COĞRAFİK ALAN
Agat taşı, Türkiye’de birçok alanlarda bulunmasına karşılık belki de en güzel ve en zengin rezerve sahip örnekleri Ankara ilinin Çubuk ilçesinin kuzeyi ile Çankırı ilinin Şabanözü ve Eldivan ilçelerinin güneyindeki yaklaşık 100 km2’lik bir alanda yer almakta. Ancak Çubuk bölgesi bu taşa hem en fazla ilgiyi göstermesi hem de bir bakıma isim hamiliği yapması bakımından ayrı bir öneme haiz. Morfolojik yönden bu bölge, üstü çıplak yayvanlaşmış tepelerden ve geniş düz vadilerden, yer yer de ormanlık alanlardan oluşmuş. Ortalama yükseklik 1.200 metre. Yazın hava kuru ve ortalama sıcaklık yaklaşık 25 oC iken buna karşılık kışın karlı ve sıcaklık 0-5 oC.
AGAT TAŞININ BU BÖLGEDEKİ OLUŞUMU VE BULUNUŞU
Genel anlamda agat taşlarının oluşumuna ilişkin son iki yüzyıldan bugüne kadar çok sayıda teori üretilmiş. Ancak gene de kesin olarak oluşum mekanizmaları açığa çıkartılamamış. Bu teoriler agat taşı türleri kadar çok çeşitli değildir ve kesin olan bunların çoğunda bazı hakikatlerin varlığının da yadsınamaz bir gerçek olduğu. Bununla beraber, agat taşı çeşidinin çok olmasına rağmen tüm agat taşları türlerini açıklayan tek bir teorinin olmadığı da görülüyor. Agat taşlarının çokça bulunduğu yer olan Ankara ilinin Çubuk ilçesi kuzeyinin, en detaylı jeolojik incelemesi 1996 yılında Murat Hatipoğlu’nun doktora tezi içerisinde tamamlanmış. Buna göre, bölgede en yaşlı birim “temel kayalar” olarak adlandırılmış, Paleozoyik yaşlı, başlıca şist ve meta-grovaklar. Bunları, “karışık seri” olarak adlandırılmış, melanj özelliğine sahip, Mesozoyik yaşlı, tortul kayalar uyumsuzlukla izliyor. Bu birimleri üsteleyen, uyumsuz olarak yerleşmiş tüfler, piroklastik malzemeler, ortaç ve bazik lavlar (andezit, bazalt) ve bu kayaları kesen asitik kütleler (riyolit, dasit) olan Miyosen (Neojen) yaşlı “volkanik seri”. Uyumsuzlukla bunları üsteleyen diğer seri, Pliyosen yaşlı “tortul seri” olup, lav, kalker ve kumtaşı çakıllarına sahip hafifçe pekleşmiş çakıltaşı, kireçtaşı ve de kumtaşı içeriyor. Son olarak Kuvaternar yaşlı, alüvyoner örtü uyumsuzlukla bu birimleri üstlemekte. Bu bölgedeki agat taşları başlıca iki tip çevre kayası içerisinde bulunuyor: Andezit (bazalt) ve riyolit. Andezitik ve bazaltik lavlar katılaştıktan sonra, KBB-GDD doğrultulu tansiyon çatlakları ile KD-GB ve KKB-GGD doğrultulu makaslama çatlakları, magmatik faaliyetle açığa çıkan asitik sokulumlar tarafından oluşturulan gerilimler sonucu bu kayalar içerisinde gelişmiş. Bu çatlak zon, ışınsal, psödomorf, kristalin çubuklara sahip katmansı agat ve diğer silisli oluşumlara yataklık etmiş. Bu agat taşları, özel olarak ve ilk kez Murat Hatipoğlu tarafından bilimsel olarak “çubuklu agat (barred agate)”, ticari olarak da “Çubuk Agatı” şeklinde isimlendirilmiş. Bu tür özgün kapanımlara sahip agat taşları dünyada sadece Ankara bölgesinde bulunuyor. Riyolitlerin kontakt zonunda değişik doğrultulara boşluklar ve soğuma çatlakları ise, yuvarlaklaşmış ya da düzensiz şekillere sahip yumrusal agat taşlarına ve yosun agat taşlarına ayrıca da kristalleşmiş boşluk yığışımlarına yataklık etmiş. Agat taşının oluştuğu bu bölgede, jeokimyasal alterasyonlar ve ornatmalar meydana gelmiş. Hidrotermal faaliyetle andezitlerin çatlak zonunda tremolit-aktinolit, klorit ve zeolit mineralleşmesi, çeperden merkeze doğru gelişmiş. Zeolit minerali ışınsal çubuklar olarak damar içerisinde büyümüştür.Bununla beraber, agat taşı oluşumu süresince, bu kristaller orijinal iskeletleri korunarak, silis tarafından ornatılmış. Zeoliti tanımlamak için yapılan incelemelerden sonra, bu mineralin büyük bir ihtimalle “skolezit” olduğu sonucuna varılmış. Bu çalışma boyunca,agat taşları içerisinde bulunan iki ana bantlanmanın (konsantrik ve Uruguay) ve de kapanımların dokusal özellikleri makroskopik, petrografik ve de elektron mikroskopik gözlemlerle açığa çıkartılmış. Bantlanmanın oluşumunun makroskopik ve hatta polarizan mikroskopik gözlemlere göre açıklanmasının genelde yanlış sonuçlar ortaya çıkardığı buna karşılık en doğru sonucun, elektron optik gözlemlerle elde edilebileceği öğrenilmiş. Ankara bölgesindeki jeolojik oluşum tipleri göz önüne alındığında, dünyanın farklı bölgelerinde bulunan örnekler için değişik agat taşı oluşum hipotezleri olarak önceden ifade edilen teoriksel morfolojik özellikler, bu bölgedeki agat taşlarının oluşum kökenini aydınlatmaya vesile olmuş. Değişik bantlanmalar ve kapanımlar gibi bu bölgedeki agatlarda bulunan yapılar göz önüne alındığında, agatların benzer bir şekilde jeokimyasal hidrotermal alterasyonu izleyen evrede kolloidal silis sisteminde oluştuğunu var sayabiliriz. Agat taşı oluşumu süresince silisin çözülmesi, taşınması ve birikimi ile kolloidal kimyanın esasları, önemli oranda rol oynamış. Hidrotermal sirkülasyon, agat taşı oluşumu için gerekli silisli çözeltilerin veelektrolitlerin taşınmasını sağlamış. Hidrotermal faaliyetin yanı sıra, sıcaklık, basınç konsantrasyon ve pH da agat taşı oluşumunda önemli vasıtalar.Bu bölgedeki agat taşları, 100-200 oC sıcaklık ve yüzey koşullarına yakın basınç değerlerinde oluşmuş. PH da, agat taşları için genelde 6-9 arasında.Agat taşlarındaki konsantrik bantlanma küreciksel ya da paralel düzenlenmişışınsal lifler içeriyor ve bu lifler bir jel safhasında oluşmuş. Eğik görünümleri yüzünden bu lifler tekli kristaller değil. Uruguay bantlanma kısaca göreceli olarak kaba silis tanelerinin yer çekiminin etkisiyle yatay olarak çökelmesiyle açıklanabiliyor. Çubuk (Ankara) bölgesindeki andezitlerin çatlak zonunda bulunan çubuklu agat taşlarındaki özgün kapanımlar,şüphesiz ornatma kökenli. Riyolitik kayaçların boşluklarında bulunan agat taşları içerisindeki borumsu kapanımlar ise, özgün büyüme kökenli. Bu yosun benzeri ya da dalsı büyümeler alkali-silikat içeren silis jelinden oluşmuş.
AGAT TAŞININ BU BÖLGEDEKİ EKONOMİK REZERVİ
Türkiye’nin en önemli agat taşı içeren bu bölgesi şüphesiz çok bol bir agat rezervi içermekte. Murat Hatipoğlu’nun bu bölgede yapmış olduğu farklı zamanlardaki detaylı rezerv çalışmalarında agat taşlarının hem Riyolitik kayaçlar içerisinde bulunan yumrusal yapılı miktarı hem de andezitik kayaçlar içerisinde bulunan katmansı yapılı miktarının görünür rezerv olarak yaklaşık 1 milyon tonun üzerinde, ilaveten muhtemel rezervinin de 2 milyon tonun üzerinde olabileceği tespit edilmiş. Dünya agat taşı piyasasında minimum ton başına fiyatın 5.000 Doları olduğu göz önüne alındığında, bu bölgedeki agat taşı rezervinin 100 km2’lik yüzey alanı, 1 metrelik derinlik ve 30 kg/m3’lük tenörde, yaklaşık 15 milyar ABD Doları civarında olabileceği bir gerçek.
AGAT TAŞININ KULLANIM ALANLARI
Agat taşları, özgün fiziko-kimyasal özellikleri nedeniyle albeniye sahip kuvars mineralinin bir türü. Bu nedenle bazı sektörlerde kullanımı yaygınlaşmış. Bu sektörler ve agat taşının kullanım alanları şöyle özetlenebilir: Kuyum Sektörü; Bu sektör agat taşının en yaygın ve en eski kullanımı yapılan bir alanı. İnsanlık tarihi boyunca doğal renkli bir objeyi takı olarak kullanmak insanlardaki hem güzelleşme dürtüsünü, hem toplumda bulunduğu sosyal statüyü hem de dinsel amaçlı törensel anlatımları en güzel göstermesi bakımından diğer süstaşları gibi yaygınca kullanılmış ve kullanılmaya devam ediyor.Kimya Sektörü; Agat taşı mineralojik yapısı bakımından kimyasal maddelere karşı inert olduğundan ve ayrıca yüksek sertlik derecesine (Mohs sertliği 6.75) sahip olması nedeniyle her türlü metalik ve ametalik materyallerinin kimyasal analiz öncesi öğütülme işlemlerinde kullanılacak “havan” ve “havaneli” yapımına en elverişli taşlardan biri. Ancak dünyada katmansı yapıda ve büyük boyutlarda agat taşı oluşumu çok nadir olduğundan bu bölgedeki andezitlerin çatlaksı boşluklarını dolduran katmansı agat taşları, bu amaçla en uygun yapıya sahipler. Bu malzemeden yapılı havan ve havaneli ülkemizde kesinlikle üretilmeyip, tüm kimyasal laboratuvarların ihtiyacı yurt dışından ithal olarak karşılanmakta. Ayrıca bu ürünlerin satış fiyatının en az 15-20 bin TL olduğu göz önüne alındığında, büyük bir ekonomik varlığın henüz bu bölgede değerlendirilmediği ortaya çıkmakta.
İnşaat Sektörü; Ankara bölgesi, agat taşları endüstriyel bakımından oldukça zengin bir doğal taş potansiyeline sahip. Büyük çoğunluğu atıl halde duran bu taşların, mimari projelerde dekorasyon malzemesi olarak değerlendirilmesi, ülke ekonomisi için de ek bir avantaj. Agat taşları malzeme olarak ağır, sert ve dayanımlı yapıya sahip ve insan sağlığına zararsız bir materyal olduğundan, dünyada yoğun rağbet görmesi nedeniyle binalarda iç dekorasyon kaplama malzemesi olarak yaygınca kullanılabiliyor. Ziraat Sektörü; Agat taşının işlenmesi sırasında açığa çıkan çamuru aslında çok zengin element içeriğine sahip. Özellikle, silisyum, kalsiyum, sodyum, alüminyum ve demir elementlerince zengin bu bulamaç her türlü bitkiler için en doğal ve organik gübreyi oluşturmakta. Bu elementçe zengin gübre malzemesinin henüz ülkemizde kullanılmaya başlanmamış olması da büyük bir kayıp.









