Selin Biçer Mimar / Architect
MIMARIDE KULLANILAN ÜNLÜ ŞANLIURFA TAŞININ IŞLEMEYE ELVERIŞLI, OLDUKÇA YUMUŞAK ÖZELLIKTE OLMASI, PLASTIK SANATLARDA ZENGIN BIR SÜSLEME GELENEĞININ DOĞMASINI SAĞLAMIŞ. TAŞIN BU ÖZELLIĞI ILE TARIHSEL KÜLTÜR ZENGINLIĞININ BIRLEŞMESI MIMARI SÜSLEMEDE ZENGIN BIR MOTIF REPERTUVARININ DOĞMASINA NEDEN OLMUŞ, BU ZENGINLIK TARIH IÇERISINDE GELIŞEREK GÜNÜMÜZE KADAR ULAŞMIŞ…
Dünyanın en eski tapınağı Göbeklitepe’de, günümüzden 12 bin yıl öncesine dayanan taş işçiliğinin gelecek kuşaklara aktarılması ve gençlere yeni iş alanlarının oluşturulması yoluyla kültürel değerlerin, turizmin sürdürülebilirliğine katkı sağlaması hedeflendi. Buradan hareket edilerek taş işçiliği atölyesi hayata geçirildi. Altısı kadın 21 kişi taş işçiliği eğitimi aldı; bu kadınlar aynı zamanda Türkiye’nin ilk kadın taş işçileri oldular. Bu işçilerin ürettiği motifler sayesinde; hediyelik eşya, yapı süslemesi gibi alanlarda yeni iş imkânları oluştu…
Göbeklitepe’deki taş işçiliğinin canlandırıldığı atölye sayesinde, taş işçilerinin elinden çıkan taş motiflerinin inşa edilecek yeni binalarda kullanılması ile kente eski kimliği tekrar kazandırılması hedefleniyor.
Turistlere taş işçiliği deneyimi yaşatarak, bölgeye olan ilgiyi arttıracak “Taş İşçiliği Atölyesi”nin alternatif turizm rotasına dâhil edilmesi ile bölgenin yerel ekonomisine de katkıda bulunması amaçlanıyor.
Son dönemlerde sık sık adından söz ettiren bir girişim olan Dünyanın En Eski Tapınağı Göbeklitepe’de Taş İşçiliği Projesi hakkında Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi Cevahir Asuman Yazmacı ile bir söyleşi gerçekleştirdik.
Dünyanın En Eski Tapınağı Göbeklitepe’de Taş İşçiliği Projesi fikri nasıl oluştu ve hayata geçirildi?
Göbeklitepe yerleşkesinde yapılan her keşif, arkeoloji dünyasındaki mevcut bilgilerin yenilenmesine vesile oluyor. Mimarlık tarihi, insanoğlunun avcı ve toplayıcı toplumdan yerleşik topluma geçip mimari yapıların oluşturulmasını neolitik dönemle başlatır. Bugün, Göbeklitepe’de bulunan 11.500 yıllık yapılar, mimarlık tarihinin başlangıcı olarak kabul ediliyor.
“Dünyanın En Eski Tapınağı Göbeklitepe’de Taş İşçiliği Projesi”nde günümüzden 12 bin yıl öncesine dayanan Göbeklitepe yerleşkesinden yola çıkarak, taş işçiliğinin gelecek kuşaklara aktarılması ve gençlere yeni iş alanlarının oluşturulması yoluyla bölgenin kültürel değerlerinin, turizminin sürdürülebilirliğine katkı sağlanmasını hedefledik.
Bu kapsamda Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası Şanlıurfa Valiliği işbirliğiyle, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Anadolu Efes, ortaklığında yürütülen “Gelecek Turizmde” fonuna başvurduk. 2013 – 2014 yılları arasında Gelecek Turizmde fonuna başvuran 417 proje arasından seçilen ilk üç projeden biri olduk. Böylece “Dünyanın En Eski Tapınağı Göbeklitepe’de Taş İşçiliği Projesi”, Gelecek Turizmde’nin ikinci dönem projesi olarak bundan üç yıl önce hayata geçirildi. Projenin gördüğü yoğun ilgi doğrultusunda Eyyübiye Belediyesi de projeye destek vermeye başladı; yeni atölyeler açarak taş işçiliği kursu alan kadınlara günlük ücret veriliyor. Böylece hem projenin daha çok kişiye ulaşmasına hem de sürdürülebilir olmasına katkı sağlanıyor.
Bu proje kapsamında Türkiye’nin ilk kadın taş işçileri eğitildi. Projenin hedefleri arasında öngörülmüş bir durum muydu? Yoksa kendiliğinden mi gelişti?
Yaptığımız araştırmalarda Türkiye’de kadın taş işçisi olmadığını fark ettik ve bir ilki gerçekleştirmek için çalışmalara başladık. Ardından bu işi şevkle yapmak isteyen kursiyer arayışına girdik. Bu doğrultuda Harran Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü’yle iletişime geçerek kursa katılmak isteyen öğrencilerin başvurularını aldık. Böylece Türkiye’nin ilk kadın taş işçilerinin yetiştirilmesini sağladık. Proje kapsamında altısı kadın 21 kişi, taş işçiliği eğitimi aldı. Bu işçilerin ürettiği motifler sayesinde; hediyelik eşya, yapı süslemesi gibi alanlarda yeni iş imkânları oluştu.
Göbeklitepe insanlık tarihini değiştiren bir keşif oldu. Göbeklitepe’nin keşfi ile Urfa’daki taş işçiliği geleneğinin yeniden diriltilmesinin arasında doğrudan herhangi bir bağ var mı? Açıklar mısınız?
Göbeklitepe’deki dikili taşlar (T stelleri) üzerinde bulunan kabartmalı yabani hayvan ve bitki figürleri, dünyada plastik sanatların ilk örneği olarak kabul ediliyor. Kazı yerinde bulunan 16 destek ve kireçtaşı plakası üzerinde aslan, yılan, öküz, koç, tilki ve turna kabartmaları ya da bunların taşa kazınmış figürleri yer alıyor. Doğal boyutlarında, taştan oyulmuş yabandomuzu, kaplumbağa ve akbaba heykelleri tapınağı süslüyor. Kalıntılar, Paleolitik Çağ’dan (avcılık-toplayıcılıktan) Neolitik Çağ’a (tarımcılık ve hayvancılığa) geçiş sırasında, insanların el becerilerinin ve sanatsal yeteneklerinin önemli ölçüde gelişmiş olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Göbeklitepe’de ortaya çıkarılan ilginç buluntular arasında çöl varanı, sürüngen kabartmaları, ağzı açık ve dişleri korkunç bir şekilde betimlenen kurt kafaları, yaban domuzları, turna, boğa, yaban ördeği, leylek, tilki, yılan, akrep, yabani koyun, aslan, örümcek ve kafası olmayan insan kabartması, erkeklik organı abartılı olarak tasvir edilmiş erkek heykelleri, vb. yer alıyor. Bu figürler taş işçiliğinin başlangıcıdır. Bizler de on iki bin yıl önce başlayan geleneğin devam ettirilmesi için bu yola çıktık.
Şanlıurfa’daki taş işçiliğinin tarihi öneminden bahsedebilir misiniz?
Şanlıurfa mimarisindeki taş süsleme geleneğinin kaynakları Neolitik Çağ’a, MÖ 12 bine kadar uzanıyor. Nevali Çori ve Göbeklitepe’de yapılan arkeolojik kazılarda bulunan MÖ 10000 – 7000 yıllarına ait insan, hayvan rölyefleri ve heykelleri aynı zamanda Anadolu’nun en eski plastik sanat örnekleri olarak konumlanıyor. Neolitik Çağ’ın A keramik evresine tarihlenen ve o dönemin yapılarını süsleyen bu rölyef ve heykelleri Şanlıurfa Müzesi’nde görmek mümkün.
Ayrıca, Tektek Dağları’ndaki Karahantepe’de yapılan yüzey araştırmalarında Göbeklitepe ile çağdaş taş eserlere rastlanıyor. Yine, Şanlıurfa Müzesi‘nde sergilenen Hitit dönemi mimari eserlerinin duvarlarını zemin hizasında süsleyen bazalt orthostat taşlarındaki “Fırtına Tanrısı” ve “Kırların Koruyucu Tanrısı” gibi rölyefler Hitit dönemi mimari süslemesinin önemli örnekleri arasında yer alıyor.
Şanlıurfa’nın doğusunda, Tek Tek Dağları içerisindeki Sene Mağara Köyü’nde yer alan Bizans devrinden kalma kaya yapılarında zengin süslemeler yer alıyor. Kültür ve sanat; tarihten süzülerek gelen, çeşitli ulusların ve inançların birbirlerini etkilemelerinden doğan bir gelişim süreci olduğundan, İslami dönem Şanlıurfa taş süslemeciliğinde geçmişin izlerini görmek mümkün. Ancak zaman geçtikçe inanç değerlerine bağlı olarak kendisine özgü bir kimlik kazanan İslâm plastik sanatları Şanlıurfa’da da özgün örnekler vermiş. Osmanlı hâkimiyetine girildiğinde, insan figürlü heykel ya da kabartmaya hiç yer verilmemişken aslan, ejder ve yılan gibi hayvan kabartmalarına çok az sayıda işlenmiş. İslami dönemde Şanlıurfa plastik sanatlarında nadir olarak görülen figürlü plastiğin yerini, büyük bir başarı ile uygulanan bitkisel ve geometrik taş süsleme ile kitabe ve mezar taşlarındaki hat sanatı örnekleri almış.
Mimaride kullanılan ünlü Şanlıurfa taşının işlemeye elverişli, oldukça yumuşak özellikte olması, plastik sanatlarda zengin bir süsleme geleneğinin doğmasını sağlamış. Taşın bu özelliği ile tarihsel kültür zenginliğinin birleşmesi mimari süslemede zengin bir motif repertuvarının doğmasına neden olmuş, bu zenginlik tarih içerisinde gelişerek günümüze kadar ulaşmış…
Şanlıurfa taşını diğerlerinden ayıran özellikler nelerdir?
Estetik ve fonksiyonel bir doğal yapı malzemesi olan Şanlıurfa taşı, uzun ömrü ve hava koşullarına sağladığı uyum ile öne çıkıyor. Zemin ve duvarlarda hem dış hem de iç cephede kullanıma uygun olan Şanlıurfa taşının, hava şartlarına maruz kaldıkça, sertleşerek dayanıklılığı artıyor ve rengi beyazlaşıyor. Isı yalıtımı da sağlayan Şanlıurfa taşı, nefes alıp vererek yazın mekânları serin, kışın ise sıcak kalmasını sağlıyor.
Şanlıurfa taşının yanmazlık özelliğinin yüksek olması taşın, 1.200 °C kadar dayanmasını sağlarken, olası bir yangın durumunda ise zehirli gaz salınımı yapmıyor. Şanlıurfa taşının kolay işlenebilir özelliğiyle, klasik duvar örümü ve modern inşaat teknikleri olan mekanik sistem, yapıştırma uygulamaları için de uygun bir malzeme. Ayrıca, renk ve dokusuyla da hem modern hem de klasik tarzda projelerle uyum sağlıyor.
Şanlıurfa Motifi ve kullanım alanları hakkında bilgi verebilir misiniz?
Şanlıurfa, İslami dönem plastik sanatlarında önemli bir yeri olan taş süsleme geleneği Osmanlı döneminde de devam ederek cami, han, hamam gibi anıtsal eserlerden ziyade, bilhassa ev mimarisinde kendini gösteriyor. Evlerin avluya bakan cephelerindeki zengin geometrik ve bitkisel rozetler, bordürler ve konsollardaki plastik unsurları estetik bir mekân oluşturma düşüncesinin ürünü olarak karşımıza çıkıyor.
Bizler, proje kapsamında taş işçiliğinde “Şanlıurfa Motifi”nin oluşturulması için Harran Üniversitesi Yrd.Doç.Dr. Cihat Kürkçüoğlu ile birlikte çalışmalar gerçekleştirdik. Yeni inşaatlarda ve hediyelik eşyalarda kullanılabilecek motifleri belirledik ve bunları kitaplaştırdık. Şehir kimliğinin oluşturulması ve motiflerin yerele yayılması, yeni inşaatlarda kullanılması için bu motifleri mimarlarla paylaştık, atölyemizden eğitim alan taş işçilerinin elinden çıkan taş motiflerinin inşa edilecek yeni binalarda kullanılması ile kentin eski kimliğini yeniden kazanmasını hedefledik. Şanlıurfa Halk Eğitim Merkezi ana kapısı, Göbeklitepe Taş İşçiliği Atölyesi’nden çıkan çalışmalardan bir örnek.
Yerli ve yabancı turistlere taş işçiliği deneyimi yaşatarak, bölgeye olan ilginin arttırılması Taş İşçiliği Atölyesi’nin alternatif turizm rotasına dâhil edilmesi ile bölgenin yerel ekonomisine de katkıda bulunulması projenin hedefleri arasında yer alıyor.
Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ediyoruz…







