11 Aralık 2014 tarihinde Trakya Cam Sanayi AŞ’nin düzenlediği T buluşmaları kapsamında Sou Fujimoto konferansı gerçekleşti. Konferanstan önce Pazarlama Grup Müdürü Ebru Şapoğlu bir açılış konuşması yaptı.
“Doğa ile Mimarlık Arasında” (Between Nature and Architecture) ana teması üzerinden konuşmasını yapılandıran Fujimoto, 7 projesinin (Serpentine Pavilion,Souk Mirage / Particle of Light, Hose NA, Toilet in Nature, House N, Musashino Art University Library ve L’Arbre Blanc) eşliğinde mimarlığa bakış açısını anlattı.
Anlatısına geçmeden hemen önce, mimar İstanbul’da daha önce birkaç kez bulunduğundan bahsetti; henüz bir mimarlık öğrencisiyken 1 ay içinde Türkiye ve Yunanistan’a yaptığı gezilerdensöz ederken Ayasofya, Topkapı Sarayı ve Kapalıçarşı’dan çok etkilendiğini ve hatta mimarisini oluştururken bu etkilenişinkarşılaştığı başlangıç noktalarından biri olduğunu söyledi. Fujimoto, ofisini yeni kurduğu dönemde nasıl bir konsepti olacağını bilmediğini, Tokyo’ya eğitim için yerleşmesiyle birlikte yaşamındaki durumu benzer ama görünüşleri karşıt iki arka fonu kullanabileceğini fark ettiğini sözlerine ekledi. Tokyo insanı her haliyle sararken büyüdüğü şehirde doğanın insanı korur gibi hissettirdiğini ve bu iki hali birbirinin içine geçirerek mimarlığını oluşturduğunu kaydetti.
Saydam, yarı saydam, saydam olmayanla ilgili öğelerin mimaride farklı şekillerde kullanıldığını ve açık / kapalı mahremiyetin konseptleri üzerine çalıştığını açıkladı. Şeffaflığın mimarlık için derin ve temel bir konu olduğunu belirten mimara göre, işin yarısını çevre yarısını ise mimarlık oluşturuyor.
Bu mimari algısını projeleriyle somutlaştıran Fujimoto, şahsen en sevdiğim yapısı olan, 2013’te tasarladığı Serpentine Pavilion ile konuşmasını sürdürdü. İç / dış, basitlik / karmaşıklık ve doğa / mimarlık; Fujimoto’nun mimarisini tanımlayan güzel zıtlıklar. Temel olarak devasa bir grid sistemden oluşan yapı etkileyiciliği ve yumuşaklığı ile buluta benziyor. Bu öyle bir bulut ki, kimi yerde bir mobilyaya dönüşen gridin üzerine oturan biri adeta bulutla birlikte akıyor gibi gözüküyor. Kapı ya da pencerenin bulunmadığı bu pavyonda neresinin iç neresinin ise dış mekân olduğuna ilk bakışta karar vermek oldukça güç çünkü yapı bazı yerlerde yapay bir peyzaj gibi davranmakta.
Tasarım sürecindeki heyecanı konferans sırasında hala gözlerinden okunan Fujimoto, fikir projesi için kendilerine verilen 1 aylık sürenin yeterli olmadığını söyledi. Bu süreçte, işveren bazı eskizlerin mimarı fazlasıyla yansıtması bazılarının da mimarı hatırlatmaması nedeniyle beğenmezken belki de Fujimoto’ya yol gösteriyordu. Bu pavyonu mimarın kariyerini yansıttığı ama eski projelerinden farklı bir şeyi yakaladığı bir muamma haline getiren de bu tutum oldu.
Bu proje çevre ve ihtiyaç programının işbirliğinin bir ürünü; yapının doğayla nasıl iletişime geçeceği düşünülürken bir yandan da işlev çeşitliliği mekânın mimar tarafından istediği şekilde kullanılmasına yol açıyor. Çalışmalar maketler üzerinden yapılırken yüzeylerin bir ızgara sistemine dönüşmesiyle çözüm ortaya çıkmış; şeffaflık / yarı şeffaflık ve doluluk / boşluk ise hisleri mekânın yoğunluğuna göre değişirken bulutsu ve hareket eden bir strüktür haline geliyor. Net sınırları olmayan yapının bir üst örtüsü bulunmakta ve bu örtü olması gereken muhteviyatın minimumunu içeriyor.
İnsanlar pavyonun şeklini oluşturuyor. Pavyon geceleri ise daha sürreal görünmekten geri kalmıyor. Tüm karşıtlıkların birlikte ortaya çıktığı bir nesne olan bu yapı çevreden korunurken aslında ona açılıyor.
Proje birden fazla işlevi farklı ölçeklerde kimi zaman peyzaja kimi zaman mimariye kimi zaman da oturma elemanına dönüştürüyor.
Fujimoto Serpentine Pavyonu’ndak bu fikri Ortadoğu’da tasarladığı ancak iptal edilen birprojede, Souk Mirage / Particle of Light’ta, uygulamaya çalışmış ancak Pavyon’daki başarısının devamı bu sefer elde edilememiş. Bir AVM’nin tasarlanması söz konusu olduğunda bu ölçeğin zorlayıcı olduğunu belirtmeden geçemeyen mimar, alışık olduğu coğrafyadan uzakta yer ve iklime karşı nasıl tepki vereceğini kurgularken alışverişin yürümeyi gerektiren bir eylem olmasından ilhamını aldığını söyledi.
Zaman geçirmek için iyi bir deneyimin mekânını tasarlamak adına mimar içinde su öğesini barındıran devasa bir boşluk yaratarak iklimi kontrolü altına almayı amaçlıyor. Fujimoto gölgelik yapmak yerine projenin bütününü ışığın kontrol edilmesine yardım eder biçimlerin farklı ölçeklerde ama aynı geometride kendilerini tekrar etmesinden yararlanıyor. Siluetin şeklini ise ışığın yoğunluğu belirliyor.
Sou Fujimoto’yu en iyi anlatan projelerinden House NA, Tokyo’da yer alan bir konut ve 45 metrekarelik daracık bir arsa üzerine inşa edildi. Mimar bu projenin farklılık / çeşitlilik tarafından tanımlandığının altını çizerken 20 farklı mekân / alan / köşe yaratmış. Her biri farklı kotta bulunan mekânların bazıları sadece bir mobilya ebadına sahip. Bir bilmeceyi andıran bu 20 farklı mekân aslında tıpkı farklı bileşenleriyle rafları süsleyen kozmetik ürünler gibi tek bir mekâna hapsolmuş durumda. İşverenin günlük hayatını seçmesine izin veren bu konut yumuşak bir sınır ile korunuyor. Fujimoto meslektaşlarının genel davranışının aksine kullanıcıların ekledikleriyle büyülenmiş durumda; eve sonradan gelen perdeler mekânların bazılarını bölerken rahat yoğunluklar yaratıyor. İşverenle iyi bir işbirliği içinde çalışan mimar evle ilişkisine göremekânların değiştiğini ifade etti.
Fujimoto’nun mimarlığa tokat gibi bir cevabı olan Doğadaki Tuvalet (Toilet in Nature) projesinin çok heyecan veren bir ihtiyaç programı var. Herkese açık ama özel bir mekân olan bu tuvalet zıtlıkların elinde büyüyüp serpilirken mimarinin temel konusu haline geliyor. Doğa / mimari / doğa konseptiyle bir bahçenin içinde yer alan tuvalet kalabalık içinde yalnızlık hissini yaratmayı amaçlıyor. Ahşap boruların yere saplanarak oluşturduğu bahçe duvarı bu hissin kaynağını oluşturuyor.
House N ilk bakışta insanın aklına şu tekerlemeyi getiriyor: “Kutu kutu pense…”. 3 katmandan oluşan duvarlarıyla bu konut içten dışa kullanılan bir mekân. İlk katman dış duvarı oluştururken 2. katman yer yer şeffaflığı barındırıyor, 3. katman ise bir küçük kutu ile mekân iyiden iyiye derinleşiyor. Arada derede kalmış bu mekânlar hayatın seçimlerini zenginleştiriyor. Yarı içeride yarı dışarıda olan bu mekânda diğer projelerde de ağır basan hissiyat olan korunaklı ama dışarı açılmayla kendini ele veriyor. Betonarme olan yapı hafif görüntüsüyle büyülüyor ve bu büyü katmanların birbiri üzerine binmesiyle gökyüzünü parçalamasına kadar sizi etkisi altına alıyor. Oda gibi bahçe ya da tam tersinin evle buluşması hayranlık uyandırıyor.
Musashino Art University Library projesini mimar basit bir proje olarak tanımladı. Tıpkı bir önce projedeki gibi katmanlardan oluşuyor; açıklıklardan bütün gözükmüyor. Bu oyunbaz yapıya girilince kullanıcının bazı beklentileri oluşuyor ancak bunlar sadece yapının içinde gezilince karşılanıyor. Kitapseverler için bu yapı adeta bir kitap ormanı ve mimar bu tasarımı ile ormanda yürürken yeni fikirlerin ortaya çıkabilme ihtimalini sorguluyor. Yapının eğrisel geometrisi ona sonsuzluk hissinin bir replikası özelliğine sahip olma hakkı tanıyor. Yapının bir başka özelliği ise ihtiyaç durumunda dış duvarı oluşturan strüktürün kaldırılması ile büyültülebilmesi. 9 metre yüksekliğindeki tavanda plastik malzemenin kullanıldığı bazı pencereler var ve malzeme özel olarak ışığı yumuşatmak için kullanılmış. Yumuşak ışık raflardaki yansımalar eşliğinde pavyondaki bulutsu hissi kazandırıyor yapıya. Çok farklı mekân deneyimlerini barındıran yapıda mekânlar katmanlarla birlikte dağılıyor.
L’Arbre Blanc, Montpellier’de yer alan bir toplu konut projesi ve Fujimoto’nun konferansın finalinde tempo düşürmesine yol açıyor. Yine yabancı bir coğrafyada, Akdeniz iklimine uygun çağdaş bir yaşamın sunumunu vaat ediyor. Terasta yaşam ve gölgelik üzerine yoğunlaşan bu proje nehir kıyısında konumlanmış ve bir ananasa benziyor. Çevresindeki yapıların manzarasını kesmemek adına organik bir biçimde tasarlandığı söyleniyor. Aynı tür saygı Akdeniz geleneklerinin balkonla yaşatma konusunda da gösterilmiş. Tek defaya özgü bir şekilde yapı biçimlenmiş. İlişkiler, aktiviteler, yaşamları tasarladığını söyleyen mimar hem alışılmış hem de alışılmamış bir yapıya imzasını attığını söyledi.
Fujimoto, konuşmasının sonunda basitlik ve karmaşıklığın arasında yeni değerler bulmayı amaçladığını anlattı. Bu nefis sunum salonun genelinde gülümseyen yüzler bıraktı arkasında birçok soru ile…
Selin Biçer Mimar




