Londra Tasarım Festivali, bu yıl da ziyaretçilerine ilham yüklü bir çağdaş tasarım deneyimi yaşattı. Özgün, yenilikçi, çevreci ve gelecek trendlere yön gösteren seçkisi ile festival, 14-22 Eylül tarihlerinde başkenti tasarımın yaratıcı ve kavrayıcı gücüyle buluşturdu. Şehrin her yanına yayılmış düzinelerce tasarım arasından en heyecan verici 10 yerleştirme/sergiyi sizin için derledik.
Crossovers by Adorno
Doğu Londra’nın kalbinde, Old Truman Brewery’de gerçekleşen Londra Tasarım Festivali bu yıl kırktan fazla ülkeden 550 katılımcıyı bir araya getirdi. Dört günlük etkinlik, Londra Tasarım Festivali’nin en kozmopolit destinasyonlarından biri kabul ediliyor. On binlerce tasarım sever, mimar, iç mimar, basın mensubu,tasarımcı ve üreticiyi buluşturan fuarda en yeni mobilya, aydınlatma, tekstil tasarımları sergilendi. Fuarda radarımıza takılan ve aralarında Türkiye’nin de temsil edildiği 11 ülkeden 11 küratör ve 11 koleksiyona yer veren Crossovers by Adorno sergisi, koleksiyon değeri taşıyan tasarımın küresel bir güncesini sunuyordu.
Raw
Mint Galeri, festival süresince çevre üzerindeki etkimizi aza indirmeye odaklanan sıra dışı tasarımlara adanmış yenilikçi bir sergiye ev sahipliği yaptı. Raw isimli sergi, dünya çapında seçilen 60 tasarımcı ve genç yeteneğin “anlayışlı tasarım”ın peşinde sınırlarını zorladıkları sürdürülebilir işlere odaklanıyordu. Sergideki ilgi çeken projeden biri Jesper Eriksson’un “Coal: Post- Fuel” isimli mobilyası olurken bir diğeri de A Space Studio’nun malzeme olarak volkanik kayaları tercih ettiği “Source” isimli mobilya serisi oldu.
Void
Tasarımcı Dan Tobin Smith ve yaratıcı stüdyo The Experience Machine, Gemfields iş birliğiyle ortaya çıkan Void; Islington, Collins Müzik Salonu’nda ziyaretçilere duyusal bir mekan yerleştirmesi sundu. Ziyaretçiler, kıymetli taşlara odaklanarak ve doğa ile tasarım arasındaki bulanık sınırları eşleştiren bir dizi makro ölçekli projeksiyonda seyahat ederek sürükleyici bir deneyimin parçası oldular. Çalışmada milyonlarca yıl öncesine ait Gemfields’in madenlerinde oluşmuş Mozambik yakutları ve Zambiya zümrütleri, soyut ve galaksiye benzeyen yapılar haline getirilmek için mikro kozmos fotoğrafçılığıyla büyütülmüşler. Nadir jeolojik süreçlerde yaratılan diğer yarı değerli taşlar eşliğinde, bu eşsiz mineral oluşumları izleyenler mikro ve makro dünya arasında inanılmaz bir yolculuğa çıkıyor. Bu eşsiz mineral oluşumlarındaki doğal sınırları keşfetmek için mekansal tasarım kullanan çalışma, çevreleme ve ölçek kavramına vurgu yapıyor. Hareketli görüntünün fiziksel forma dönüştürülmesi ve deneyimin insan sesinin uyumlaştırılmış katmanları ile birleştirilmesi, ziyaretçileri değerli bir taşın doğal oluşumuna davet ediyor.
Carved in Stone
Londra’daki önemli mimari projelerde yer alarak kent ile güçlü bir bağ oluşturmayı başaran Cosentino, bu bağı daha da güçlendirmek için yeni yollar aramayı sürdürüyor. Markanın yeni projelerinden biri de Tasarım Festivali için Cosentino ve Cuellar Stone markalarının önemli mimarlarla bir araya gelerek yarattıkları “Mars’ta Yaşam” teması olmuş. Davet edilen 5 mimarın projesi, İspanya’daki Cuellar Stone ustaları tarafından 500x500x500 mm ölçülerinde Macael mermerine oyulmuş. Eserler, festival süresince Londra Cosentino City’de sergilendi.
Biodesign Here Now #3
Shepherds Bush’ta 70 konteynerlık özel bir yerleşkeden oluşan Open Cell’in düzenlediği Biodesign Here Now #3 isimli sergi, festival süresince bio-tasarımın katkıda bulunabileceklerini göstermek adına 30 seçilmiş projeye yer verdi. Sürdürülebilir polenleşmeden (tozlanma) moda ve ilaç endüstrisine kadar geniş bir alanda biyoloji, tasarım ve teknoloji arasındaki sınırları aşan projelerde, geleceği şekillendirecek en yeni fikirler sergilendi.
Bamboo Ring
Bambu Halkası veya Take-wa, Kengo Kuma’nın keşfettiği dokuma konseptinin deneysel bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Yakın zamanda Odunpazarı Modern Müze, Londra V&A Dundee ve Azusa Sekkei ile birlikte Tokyo 2020 Olimpiyatları için Yeni Ulusal Stadyumu tasarlayan Kengo Kuma & Associates’in kurucusu Japon mimarın, John Madejski Bahçesi’nden esinlendiği ve Clare Farrow küratörlüğünde yarattığı halka-yuva, karbon elyaf halkaları dokunarak yaratılmış. Komatsu Matere ve Ana (Nippon Havayolları) desteği ve Oppo partnerliğinde V&A Müzesi’nde sergilenen bu proje, mimar için esneklik, kesinlik, hafiflik ve gücün keşfini tanımlıyor.
Affinity in Autonomy
Sony Design tarafından tasarlanan ve desteklenen “Özerklikteki Yakınlık” isimli robotik sarkaç, festival süresince V&A Müzesi The Prince Consort Gallery’de sergilendi. Teması inovasyonu algısal deneyimlere çevirmek olan çalışmada, robotikliğin bağımsızlığı ve özgür iradesi, sarkacın rastgele hareketleriyle tasvir edilmiş. Zengin, dinamik ve özerk bir davranış sergileyen bu kavramsal eser, duygusal ve fiziksel bir tepki arayan ziyaretçileri kendine mıknatıs gibi çekmeyi başardı. Sarkaç, yeni bir yarın için zenginleştirilmiş ilişki olanaklarını gösteren duygu ve hassasiyeti göstermeye çalışıyor; yapay zeka (AI) ve robotiğin geleceği hakkındaki düşünceleri temsil ediyor.
Disco Cabonara
King Cross’ta sergilenen Martino Gamper eseri Disco Cabonara yerleştirmesi, bulunduğu alana geçici de olsa eğlenceli bir ekleme olmayı başarmış: İtalyan Alpleri’nin geleneksel giydirmelerinden hareketle oluşturulan bu sahte disko cephesi, avluda bir geçit olarak tasarlanmış ve ilhamını da Potemkin Köyü’nden almış. Bu köy, 1787’de Kırım’a yaptığı yolculuk sırasında Grigory Potemkin tarafından sevgilisi İmparatoriçe II. Catherine’i etkilemek için inşa edilmiş, sahte bir taşınabilir köy aslında. Yerleştirmede kullanılan malzemelerin bir kısmı atık ürünlerden geri dönüştürülmüş, diğer bir kısmı da daha sonra kullanılabilecek malzemelerden yapılmış.
Sea Things
Sponsorluğunu SAP markasının yaptığı Sea Things isimli yerleştirme ile tasarımcı Sam Jacob, ziyaretçilerin küresel boyuttaki plastik kirliliğini ve çözümlerini yeniden düşünmeye sevk ediyor. V&A’nın büyük girişinde yer alan mekan yerleştirmesi, bunu ömür boyu sürecek bir yolculuk ve her üründe gelecekteki kullanımı tasarlamak olarak tanımlıyor. V&A’nın tekstil ve moda koleksiyonundaki Charles ve Ray Eames’in bir deseninden esinlenilen konsept, içeriye yansıyan, Rory Cahill tarafından tasarlanmış animasyonla, büyük ölçekli, iki yönlü, aynalı bir küp şeklinde asılı duruyor. Hem okyanus kadar geniş, hem de karşılaştığımız zorluklar kadar büyük görünen bir sonsuzluğu ifade ediyor. Ziyaretçiler, girişe geldiklerinde küresel tek kullanımlık plastik krizinin hem dijital, hem de fiziksel bir tezahürü olan eserin tam ortasında, kendilerini tamamen taşınmış ve emilmiş hissediyorlar.
Please Be Seated
İngiliz tasarımcı Paul Cocksedge’in Finsbury Avenue Square’de yer alan “Lütfen Oturun” isimli yerleştirmesi festivalin en interaktif eseri olarak uzun süre akıllarda kalacak gibi… British Land, Arup, White & White London tarafından desteklenen yerleştirmede Broadgate ev sahipliği yaptı. Geniş çaplı kurulumuyla inovasyon ve teknolojiyi birleştiren eser, toplumun değişen ritmine cevap verir nitelikteydi. Eser, insanların oturması veya altından geçmesi için paraboller şeklinde tasarlanmış ve inşaat iskelerinde kullanılmış ahşap ile inşa edilmiş. Cocksedge, malzeme konusunda White & White ile iş birliği yapmış.











