Arter, 15 Ocak 2017 tarihine kadar, Bilge Friedlaender’ın “Sözcükler, Sayılar, Çizgiler” isimli solo sergisine ve Nil Yalter’in “Kayıtdışı”
sergisine yer veriyor.
Küratörlüğünü Mira Friedlaender ile Işın Önol’un birlikte yaptıkları sergi, Bilge Friedlaender’ın 1980 yılından bu yana sergilenmemiş
ve Türkiye’de izleyicilerle hiç buluşmamış eserlerini bir araya getiriyor. “Sözcükler, Sayılar, Çizgiler”, 2000 yılında aramızdan ayrılan
sanatçının vefatından sonra gerçekleşen ilk kişisel sergisi olma özelliğini taşıyor.
Sözcükler, Sayılar, Çizgiler’in merkezinde, Bilge Friedlaender’ın “çizgi” ve “kare” gibi insan eliyle yaratılmış formlar ve insanın doğayla
kurduğu ilişki üzerine sürdürdüğü titiz araştırma yer alıyor. Sergi, önce çizginin sonsuz olasılıklarını, ardından bir kağıdın yırtılmasıyla
oluşan çizgiyi ve yerçekimine meydan okuyan bir karenin alabileceği şekilleri araştıran Friedlaender’ın incelikli üretiminin belirli bir
dönemine (1971–1983) odaklanıyor. Bilge Friedlaender’ın on yılı aşkın bu döneminde, –kendisini bir minimalist olarak tanımlamasa da–
basit malzemelerle mütevazı bir görsel dili hedeflediği ve bu deneysel çabayı bir laboratuvar ortamı titizliğinde sürdürdüğü görülüyor.
Yazıları aracılığıyla kendi çalışmalarıyla olan diyaloğunu ve kendini sorgulamayı sürdürmüş olan sanatçının; zaman/mekân algısı, boyutlar
arası geçiş, görecelik gibi konular üzerine yoğunlaştırdığı üretimi bugün de güncelliğini koruyor.
Sözcükler, Sayılar, Çizgiler’in sergi yayınında yer alan Friedlaender’ın “kendi kendisiyle sohbeti”, sanatçının kişisel ve profesyonel
öyküsüne odaklanıyor. Friedlaender’ın sanata dair düşüncelerinin yer aldığı bu kurgusal söyleşide, küratörler tarafından bugüne
kadar yayımlanmış ve yayımlanmamış kaynaklardan seçilen çok sayıda metin bir araya geliyor. Sergi yayınında ayrıca, Friedlaender’la
1990’larda tanışan Ahu Antmen, özellikle de Türkiye’de yaptığı çalışmalar üzerine tarihsel bir okumayla, Bilge Friedlaender’ın yaşamının
son dönemlerindeki üretiminin bir manzarasını sunuyor. Yayına yeni bir metinle katkıda bulunan bir diğer yazar olan Lewis Johnson,
Bilge Friedlaender’ın sergide yer alan çalışmalarını daha geniş bir felsefi bağlama oturturken, Gregory Volk ise sanatçının yapıtının
malzemeden ve dokunuşlardan geçerek bize ulaşan derin kaynağı üzerinden sanatçıyı Amerikan kültür tarihi ile ilişkilendiriyor. Kitap
küratörler Mira Friedlaender ile Işın Önol’un kaleme aldıkları ve bu serginin düşünsel ve fiili arka planını açığa çıkaran bir sunu metniyle
kapanıyor.
Küratörlüğünü Eda Berkmen’in yaptığı “Kayıt Dışı” başlıklı sergi ise, Nil Yalter’in yapıtlarındaki ana tema ve motiflere genel bir bakış
niteliği taşıyor. Yalter’in resim, fotoğraf, yazı, kolaj, performans, video gibi farklı mecraları bir araya getiren yerleştirmelerinin birçoğu Türkiye’de ilk kez sergileniyor. Sanatçı,
eserlerinde kayıt dışı kalmış kişi, duygu ve bilgilere geniş yer veriyor; bireyin toplumsal normlar ve kontrol mekanizmaları karşısında geliştirdiği var olma stratejilerini
araştırıyor.
Nil Yalter, işçiler, kadınlar ve göçmenler başta olmak üzere tarih anlatılarından dışlanmış bireylerin varoluş mücadelelerini işlerinin odağına alır. Etnografi, edebiyat, sosyoloji,
bilim, sözlü tarih ve kültürel gelenekler başta olmak üzere birçok disiplinden yararlanarak ürettiği bu eserlerle sanatçı, beden, mekân ve bilginin güç odakları tarafından
kontrol edilmesine başkaldırır. Yalter çalışmalarında belgesel ve şiirsel dili bir arada kullanarak ve tıpkı bir şaman gibi farklı kimliklere bürünerek kişisel ve toplumsal sarsıntılarla
yüzleşir; toplum dışına itilmiş kişilerin hikâyelerine odaklandığı yapıtlarıyla, alternatif bir tarih yazımı oluşturur.
Yalter, üretiminin ilk yıllarından itibaren göç konusuna yoğun bir şekilde odaklandı. Göçmen işçilerin sorunlarını, onların yaşam mücadelelerini etnografik bir yöntem
kullanarak topladığı objeler, video röportajlar ve görseller ile belgeledi. “Kayıt Dışı”, sanatçının “Geçici Meskenler” (1974-1977), “Göçmenler” (1976-2016) ve “Şu Gurbetlik
Zor Zanaat Zor” (1983) serilerinden İstanbul bağlamına ve sergi mekânının özelliklerine göre seçilmiş olan çalışmaları bir araya getiriyor. Bu eserler önemli birer tarihsel belge
olmanın yanı sıra, izleyiciye farklı bakış açılarını inceleme imkânı veren esnek, geçirgen, çok dilli kurgusal birer mekân olarak da işliyor.
Sergiye, Eda Berkmen’in küratoryal çerçeveyi sunduğu yazısının yanında akademisyen Başak Ertür, küratör Fatoş Üstek, kültürel antropolog Bernard Dupaigne’in ve tarihçi
Philippe Artières’in kaleme aldığı metinleri içeren Türkçe ve İngilizce iki dilli bir yayın da eşlik ediyor.



